18 Nisan 2014 Cuma Saat 16:45
 SİTE ANKET
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ABDULLAH CENGİZ
12345
DERSHANEMDEN NE İSTİYORSUNUZ?
18 Ekim 2013 Cuma Saat 14:34


Abdullah CENGİZ

Eğitimci/Yazar

Yazıma, yıllar önce Almanya’da şahit olduğum bir olayla başlayayım: Bir kısım eğitim gönüllüsü Almanya Stutgart’da okul açmaya niyetlenirler. Bu vesile ile ilgili makamlara müracaat ederler. Aldıkları cevap şöyle olur: “İzin veririz. Ancak üç yıl içinde kendinizi ispatlamazsanız verdiğimiz izni iptal ederiz.” O eğitim-öğretim yılı sonunda müfettişlerini açılan okulu teftişe gönderirler. Bir de bakarlar ki ulaşılan başarı beklentilerinin çok çok üstündedir. Şaşırırlar. Dayanamaz şunu söylerler: “Çok başarılısınız. Bu başarıyı yakalayacağınızı beklemiyorduk. Sizden bir ricamız olacak. Bizim eğitimcileri getirelim onları da ulaştığınız bu başarı konusunda eğitin.” Şimdi bu işin sırrını size açıklayayım…

Şimdi dershaneleri kapatmak isteyen Sayın Milli Eğitim Bakanımız ile Sayın Başbakanımıza bir kaç sorum olacak: Kendileri bu eğitim sisteminin dişlileri arasında yetişmediler mi? Niçin eğitim sistemimizin içine düştüğü acı tabloyu bilmiyormuş gibi davranmaktadırlar? Özel dershane ve okulların hangi tercihten ve aşamadan sonra kurulduklarını bilmiyorlar mı? Onları yönlendiren ve fikir veren danışmanları bu bilgileri getirirken acaba sorgulamamakta mıdırlar? Öğretmenliğin bir sevda olduğunu bilmiyorlar mı? Bu işi gönülden ve candan yapmayınca faydalı olunmayacağını anlamaları gerekmez mi?

Keşke etraflarında göstermelik dört dolananlardan kurtulup sade bir öğretmen olarak herhangi bir okula uğrasaydılar da, büyük çoğunluğu ölmüş, yorgun “bana dokunma da ne yaparsan yap” diyen, ölü toprağı dökülmüş, şuursuz, beklentilere doymayan, verildikçe “daha yok mu?” arayışı içinde olan, gözü hep tatilde, doğru düzgün nöbet tutmayan, en küçük bir mazerette rapor alıp öğrenciyi mağdur eden, “nasılsa devletin okulu”değerlendirmesi ile işe ciddi sarılmayan, okuldaki görevini ikinci iş gören, eve iki maaş sokmasına rağmen paraya doymayan, makyajına ve şahsi zevklerine harcadığı parayı hak etmeye gelince hesapsız kitapsız davranan, vicdani muhasebeye gelince hep kendisini haklı bulan ve devleti sürekli haksız bulan yeni eğitimcileri görseydiler dershaneleri kapatır mıydılar?

 Buna karşılık dershanelerde ve özel okullarda, büyük çoğunluğu kendilerini bu ülkenin dirilişine adamış, ülke içinde ve ülke dışında bu görevlerinin gereği oradan oraya gitmeyi hicret sevabı ile eş değerde gören, nesillerinin kurtuluşu için çocuklarını kreşlere ve nenelere teslim eden, gece gündüz derdi nesli olan, yurdunu yuvasını terk edip ülkenin değişik yerlerine, sadece ve sadece bu sevda için gitmeyi düşünen, ataması terör bölgelerine çıkınca gitmeyip meslekten de vaz geçenlere karşılık seve seve oralara giden, sayısızca çocuğun teröre bulaşmasının önüne geçen, son yıllarda Doğu ve Güneydoğu çocuklarının dağa gitmesine engel olduğu için dershanesi ve yurdu yakılan, merhum Necip Fazıl’ın “Gençliğe Hitabesi’nde” çerçevesini çizdiği şuurda bir gençliği yetiştirmenin alt yapısını oluşturan… gönüllüler hareketinin dertli öğretmenlerini tanısaydılar da ondan sonra onların çalıştığı dershaneleri kapattırmayla uğraşsaydılar.

 

Sözün uzununa gerek yok. Eğitim bir sevdadır… Sevgidir… Yüreğini ortaya koymadır. Gönülsüzlüktür… Beklentisizliktir… Aşktır… Kendini neslinin dirilişine vermedir… Yerine göre aç ve susuz kalmadır… Ölümüne koşmadır… Maaşa bağlı kalmaksızın canını ortaya koymadır… İnsanlığın ihyası için ölümüne “ben varım demektir.”

O halde bu özelliklere sahip bir eğitim kadrosu olmadıkça, eğitim ve öğretimde başarılı olunmayacağını bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlardır. Bilmemelerine imkân yoktur…

 

Öyleyse ciddi bir sebep olmamasına rağmen, cunta özlemi, 28 Şubat mantığı ve uygulamasını hatırlatan, “Nasılsa hâkimim ve son sözü ben söylerim. Kamuoyu sesini çıkarmıyor. Aldığım oy oranına göre astığım astık kestiğim kestik davranırım. Dershaneler falanların kontrolünde; benim kontrolüme geçmelidir. Oralardan partimizi destekleyen kadrolar yetişmiyor o halde kapatmalıyım...” mantığı ile davranıp dershaneleri kapatmaya kalkmak çok yanlıştır.

Bir diğer sebep de: İşsizliğin azaltılmaya çalışıldığı bir ülkemizde ne diye yüz binleri işsiz bırakacak, ülke ekonomimize ciddi maliyet çıkaracak, evlerde ve gizli yerlerde özel ders vermeleri teşvik ettirecek böyle bir projeye kapı aralanmaktadır?

 Acaba dershaneler kapandığında kaç kişi işsiz kalacak? Kaç bin aile iş arar duruma gelecek? Kaç öğretmen devlette öğretmenlik yapma yollarını arayacak? Devlet bu taleplere ne oranda cevap verecek? O şartlara uygun dizayn edilen binaların yeniden değiştirilmesi ülke ekonomisine kaça mal olacak? Bir sürü sıkıntı ve çözümsüzlükler…

Deniyor ki “özel okul olsunlar.” Mevcut binaların kaçı özel okul olmaya müsaittir? İş merkezlerinin altlarında, kimi bodrum katlarda, en işlek caddelerde, daracık sokaklarda, bahçesiz, salonsuz, oyun ve spor alansız, ciddi müştemilatı(eğitim alanları) olmayan bu binalar nasıl özel okul olacaklar? Yahut olsalar ne derece verim verecekler? Yine bir sürü çıkmaz ve yanlışlar… Hadi buyurun(!) bu şartlardan sonra kapatın dershaneleri. Kolay gelsin…(!)

Lütfen! Neden, eğitime son kırk yılda damgasını vuran bu özel teşebbüslerin başarısı görmemezlikten gelinir? Ne yanlışları oldu ki kapatılsınlar?

Bu teşebbüs neye benziyor biliyor musunuz? Almanya ile başlamıştım onunla bitireyim: 1990’larda, oraya giden kardeşlerimize, vatandaşlarımıza, okul açmak için Alman makamlarına müracaat eden gönüllülere şu cevabı veriyorlar: “Siz ne diye özel okul açmak istiyorsunuz? Eğer bizim “eğitimimiz yetersiz” diyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü sizin savunmanıza harcadığınız paranın fazlasını biz eğitime harcıyoruz. Nasıl olur da eğitimimizin yetersiz olduğunu idea edersiniz?” Böylece okul açmaya izin vermiyorlar. Oysa bu itirazda, yıllar önce Osmanlı topraklarına özel okul açıp çocuklarımızı kendi dünyalarınca yetiştirme planının hesabı vardı…

Yoksa dershaneleri kapatmak isteyenlerde bu mantık ve bakış yanlışlığı mı var? “Bizim partiden değil o halde at gitsin” mantığı mı? Böyle olduğunu kabul etmiyor ve inanan bir kardeşimiz hakkında böyle bir suizanna girmek istemiyoruz…

Sonuç olarak: Kanaatimce böyle bir karar ve davranış bindiği dalı kesmedir. Ayağına kurşun sıkmadır. Bizi seven ve beklentisiz bir şekilde destek veren bir kitleyi, birilerinin yanlış yönlendirmesiyle karşımıza almadır. Benden söylemesi…

 

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
 YAZARLAR
M. KEMAL PİLAVOĞLU
HAZRETİ ALİ DİYOR Kİ
KENAN ERGEN
MERİN
Gülşah GÜÇYETMEZ
529 Avrupalı olsaydı?
TAMER KARAHAN
DOSTTUZ
MEHMET AKİF DUMAN
RİYA
Murat BÜYÜKÇELEBİ
Mal canın yongasıdır